Kader Konusu

2 ay önce
57 kez görüntülendi

Kader Konusu

-Allah yaratmayı dilemediği bir

Bize Ali b. Ahmed, Nusayr b. Yahya’dan haber verdi. O da Ebû Muti’nin şöyle söylediğini duyduğunu nakletti: Ebû Hanîfe (Allah ondan razı olsun) şöyle dedi: Bize Hammad’ın, İbrahim’den, İbrahim’in de Abdullah b. Mes’ud’dan naklettiğine göre, Hz. Peygamber (s. a.) şöyle buyurdu: “Şüphesiz ki sizin herhangi birinizin yaratılması, ana karnında kırk gün nutfe, sonra bunun gibi bir kan pıhtısı, sonra bunun gibi bir parça et olarak devam eder. Daha sonra Allah ona bir melek gönderir, üzerine rızkını ve ecelini, saîd veya saki olacağını yazar. Kendisinden başka ilâh olmayan Allah’a yemin ederim ki, kişi, Cehennemle kendi arasında bir zira mesafe kalıncaya kadar cehennemliklerin amelini işler, daha sonra ilâhi yazı onu geçer. Hiç şüphesiz bir kimse cennet ehlinin amelini işler, öyle ki cennetle kendi arasında bir zira mesafe kalmışken cehennem ehlinin amelini işler, sonra ölür ve cehenneme girer.”(Bkz, el-Buharî, Bed’ül-Halk, 6; Ebû Dâvud, es-Sunne, 16; Ibn Hanbel, el-Musned, IV/7.)

-Marufu emreden, münkerden nehyeden, bu konuda insanlar kendine tâbi olmuşken, daha sonra cemaate karşı çıkan kimse için ne dersin? Bunu doğru görüyor musun? diye sordum.

-Hayır, dedi.

-Niçin? Oysaki Allah ve Resulü, marufu emredip, münkerden nehyetmeyi emretmişlerdir. Bu gerekli bir farizadır, dedim. Şöyle cevap verdi:

-Orası öyle. Fakat kan dökmek, haramı helâl saymak ve malları yağmalamak gibi fiillerle, bozup ifsat ettikleri şeyler, ıslah ettiklerinden daha fazla olur. Oysaki Allah, Kur’ân’da şöyle buyurmuştur:”Mü’minlerden iki zümre birbiriyle döğüşecek olurlarsa, aralarını bulup barıştırın. Onlardan biri diğerine tecavüzde bulunursa, mütecaviz olan tarafla Allah’ın emrine dönünceye kadar savaşın.”(el-Hucurat,9)

-Tecavüz eden zümreye karşı kılıçla mı vuruşuruz? diye sordum.

-Evet, marufu emredersin, münkerden sakındırırsın. Eğer kabul ederlerse ederler, yoksa onlarla savaşırsın. İmam zalim de olsa, sen âdil zümre ile beraber olursun. Zîra Hz. Peygamber “Size zâlim olanın zulmü, âdil olanın adaleti zarar vermez. Sizin ecriniz size, onun vebali de ona aittir.” (Bkz, İbn Mace, es-Sunen, el-Fiten, 9.)buyurmuştur, dedi.

-Tahkimci Havâriç için ne dersin? diye sordum

-Onlar Havâric’in en kötüleridir, diye cevap verdi.

-Onları tekfir edebilir miyiz? diye sordum.

-Hayır, fakat Ali ve Ömer b. Abdulaziz gibi hayırlı imamların yaptığı şekilde onlarla harbederiz, dedi.

-Hiç şüphe yok ki. Hariciler tekbir getiriyorlar, namaz kılıyorlar, Kur’ân okuyorlar. Ebû Ümâme hadisini hatırlamıyor musun? O, Şam mescidine girdiğinde, oradaki Haricilerin reisleri ile karşılaştı. Ebû Galib el-Hımsî’ye: “Ey, Ebû Galip, bunlar senin memleketinin insanlarındandır. Bunların kim olduklarını sana bildirmek istedim. Onlar cehennem ehlinin köpekleridir. Onlar semâ örtüsünün altında öldürülenlerin en şerlileridir” der ve bu esnada ağlar. Ebû Gâlib ona: “Ey Ebû Ümâme seni ağlatan nedir? Onlar müslümandılar, halbuki sen onların hakkında işittiklerimi söylüyorsun” dedi. Bunun üzerine Ebû Ümâme: “Onlar Allah’ın kendileri için ‘O gün kiminin yüzleri ağarır, kiminin yüzleri kararır. Yüzleri kararanlara, siz îman ettikten sonra kâfir mi oldunuz? Küfrünüzden dolayı azabı tadın, denilecek. Yüzü ağaranlar ise Allah’ın rahmetine kavuşurlar ve orada ebedî kalırlar.’(Al’i-İmran,106) buyurduğu kimselerdir.” Bunun üzerine Ebû Gâlib, söylediğinin kendi görüşü mü yoksa Hz. Peygamber’den mi işittiğini sordu. Ebû Ümâme de, “Eğer ben bunu Hz. Peygamber’den bir, iki, üç… yedi defa duymamış olsaydım sizce haber vermezdim,” dedi ve Havaric’i Allah’ın kendi üzerindeki nimetlerini küfürle tekfir etti… (Bkz, İbn Hanbel, el-Musned, V/250, 253, 256, 259.)Havâriç isyan edip, muharebe yapıp, yağmacılık ettikten sonra, sulh yapsalar, onlar daha önceki hareketlerinden dolayı takibata uğrarlar mı? diye sordum. Şöyle cevap verdi:

-Harp bittikten sonra onlar için bir zarar yoktur, onlara had de tatbik edilmez. Kan dökmeleri de böyledir, kısas yapılmaz.

-Niçin? diye sordum. Şöyle cevap verdi:

-Osman (r. a.)’ın katli hususunda, insanlar arasında ortaya çıkmış olan fitneden ashap; bir te’vil neticesinde kana bulaşanlara kısas yapılmayacağı, te’vil sonucu haram ilişkide bulunanlara had cezası uygulanmayacağı, yine te’ville bir mala sahip çıkan kimse için takibatta bulunulmayacağında ittifak ettikleri hadisinden dolayıdır. Fakat mal mevcut olursa sahibine iade edilmesi gerekir.

-Bir kimse kâfiri kâfir olarak bilmem, derse? diye sordum.

-O kâfir gibidir, dedi.

-Eğer kâfirin son gideceği yer neresi olduğunu bilmem derse? diye sordum.

-O, Allah’ın kitabını inkâr etmiş ve kâfir olmuş olur, dedi.

-Kendisine, sen mü’min misin? diye sorulan kimse, Allah daha iyi bilir diye cevap verirse, bu kimse hakkında ne dersin? diye sordum.

-Onun îmanında şüphe vardır, dedi.

-Îmanla küfür” arasında üç durumdan biri olan münafıklıktan başka bir durum var mıdır? O kimse ya mü’min, ya kâfir veya münafıktır, dedim. O da:

-Hayır, îmanında şüphe olan kimse münafık değildir, dedi.

-Niçin? diye sordum.

-Muaz b. Cebel’in arkadaşı ve İbnu Mes’ud’un hadisinden dolayı. Bana Hammad’ın Muaz b. Cebel’in ashabından Haris b. Malik’den haber verdiğine göre; Muaz b. Cebel’e ölüm geldi çattı. Bu durumda Haris de ağladı. Muaz Haris’e niçin ağladığını sordu, o da “ölümden dolayı ağlamıyorum. Biliyorum ki, Âhiret senin için dünyadan daha hayırlıdır. Fakat senden sonra bizim öğreticimiz kim olacak?” dedi. Bir başka rivayet de “Senden sonra dini bilen kim?” şeklindedir. Muaz da “Acele etme, Abdullah b. Mes’ud’a tabi ol,” dedi. Daha sonra Haris, Muaz’a, “Bana vasiyette bulun,” dedi. O da Allah ne dilediyse vasiyet etti ve “Âlimin sürçmesinden sakın,” dedi.

Muaz vefat edince Haris Kûfe’de, İbnu Mes’ud’un ashabına geldi. Namaz için nida edildiğinde Haris: “Bu davete uyun, bunu dinleyip icabet etmek her mü’min için haktır,” dedi. Ona bakıştılar ve “Sen muhakkak mü’min misin?” diye sordular. O da “evet, elbette mü’minim,” diye cevap verdi. Onlar birbirine bakıştılar. Abdullah b. Mes’ud gelince durum ona anlatıldı. O da Haris’e, onların söylediği gibi söyledi. Bunun üzerine Haris, başını eğdi, ağladı ve “Allah Muâz’a rahmet etsin,” dedi ve İbnu Mes’ud’a vaziyeti anlattı. İbnu Mes’ud ona “Sen şüphesiz mü’min misin?” diye sorunca o da “Evet,” diye cevap verdi. İbnu Mes’ud “Sen kendinin cennet ehlinden olduğunu söylüyorsun,” dedi. Bunun üzerine Haris de “Allah muâz’a rahmet etsin, bana âlimin zellesinden, münafığın da hükmünü kabulden kaçınmamı vasiyet etti,” dedi. İbnu Mes’ud “Sen benim sürçmemi gördün mü?” diye sorunca. Haris, “Allah aşkına söyle. Hz. Peygamber hayatta iken insanlar, gizli ve açık durumlarında mü’min, gizli ve açık durumlarında kâfir, gizlilik durumunda münafık ve açıktan mü’min olmak üzere üç gruptan ibaret değiller miydi? Sen bu üç fırkanın hangisindensin?” dedi. İbnu Mes’ud “Madem ki Allah için and verdin, söyleyeyim. Ben gizli durumda da, açık durumda da mü’minim,” dedi. Bunun üzerine Haris kendisini niçin, elbette mü’minim dediğinden dolayı ayıpladığını sordu. İbnu Mes’ud da “Evet. Bu benim sürçmemdir. Onu benim üzerime gömün, Allah Muâz’a rahmet etsin,” dedi. (Âlimin sürçmesi hakkında bk. ed-Darimi, Mukaddime, 23.)

-Ben cennetliğim diyen kimsenin durumu nedir? diye sordum, Ebû Hanife:

-Yalan söylemiştir, o bunu bilmiyor. Mü’min îmanı sebebiyle cennete giren, işledikleri sebebiyle ateşte azap gören kimsedir, dedi.

-Eğer kendisinin cehennem ehli olduğunu söylerse? dedim. Şöyle dedi:

-Yalan söylemiştir. Onun bu hususta bilgisi yoktur. Şüphesizki o, Allah’ın rahmetinden ümit kesmiştir. Ve şöyle devam etti: Mü’minin, gerçekten mü’minim demesi gerekir. Çünkü o, îmanında şüphe etmemektedir.

-Onun îmanı meleklerin îmanı gibi olur mu? diye sordum.

-Evet, dedi.

-Amelde kusur ederse de, gerçekten mü’min midir? diye sordum. Şöyle cevap verdi:

-Bana Hârise’nin hadisini söylediler. Hz. Peygamber ona, “Nasıl sabahladın?” diye sordu. O da “Gerçek mü’min olarak sabahladım,” dedi. Hz. Peygamber: “Söylediğine dikkat et, çünkü her hakkın bir hakikati vardır, senin îmanının hakikati nedir?” dedi. Bunun üzerine Harise “Canım dünyadan vazgeçti, gündüzümde susuz, gecemde uykusuz kaldım. Ben sanki Rabbimin arşına bakıyorum, sanki cennette birini ziyaret eden cennetliklere nazar ediyorum, sanki ben cehennemde yığılan insanları görüyorum,” dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber: “isabet ettin, devam et; isabet ettin, devam et,” dedi ve daha sonra: “Kim Allah’ın kalbini nurlandırdığı kimseye bakmak isterse Harise’ye baksın,” buyurdu. Daha sonra Harise: “Ey Allah’ın Resulü, bana şehit olmam için dua et,” dedi. Hz. Peygamber ona dua etti ve sonunda şehit oldu. (Bkz. el-Buharî, ez-Zekât, 1; Müslim, el-îman, 15; Fedailu’s-Sahabe, 150.)

-Bazılarına ne oluyor da, mü’min ateşe girmez, diyorlar? diye sordum. Şöyle cevap verdi:

-Cehenneme girenler tamamen îman etmişlerdir.

-Kâfirin durumu nedir? dedim.

-Onlar o gün îman ederler, dedi.

-Bu nasıl olur? diye sordum. Şöyle dedi:

-Allah Kur’ân’da şöyle buyurur: “Onlar bizim cezamızı görünce, biz yalnız Allah’a inandık, Allah’a ortak koştuklarımızı reddettik, dediler. Onların, azabımızı gördüklerinde îman etmeleri fayda vermez.”(Mü!min,84,85)

Ebû Hanife (Allah rahmet etsin) şöyle dedi:

-Kim haksız yere başkasını öldürürse, yahut hırsızlık ederse veya yol keserse yahut facirlik eder veyahut günah işlerse veya zina ederse yahut da içki içer sarhoş olursa; bu kişi günahkâr mü’mindir, kâfir değildir. Bu durumda olanlar işlediklerinden dolayı cehennemde azaba uğrarlar, fakat îmanları sebebiyle cehennemden çıkarılırlar.

Ebû Hanife (Allah rahmet etsin) şöyle dedi:

-Îman edilecek hususların hepsine inanan, fakat İsa ve Musa peygamber midir? değil midir? diyen kimse kâfir olur. Keza kâfir cennete mi, yoksa cehenneme mi gider, bilmem, diyen kimse de: “Kâfirler için cehennem ateşi vardır, onlar öldürülmezler ki ölsünler…”(Fatır,36), “Onlar için yakılma azabı vardır.”(el-Buruc,11), “Onlar için şiddetli azap vardır.”(Al’i-İmran,5) âyetlerinden dolayı kâfir olur.

Ebû Hanife (Allah rahmet etsin) şöyle dedi:

-Said b. el-Müseyyeb’den bana ulaştığına göre, kâfirleri bulundukları mevkie indirmeyen onlar gibidir.

-İman eden fakat namaz kılmayan, oruç tutmayan, bu amellerin hiçbirisini işlemeyen kimseyi iman kurtarır mı? diye sordum. Ebû Hanife şöyle dedi:

-Onun işi, Allah’ın dilemesine bağlıdır. Dilerse azap eder, dilerse rahmet eder. Ve şöyle devam etti: Allah’ın kitabından herhangi bir şeyi inkâr etmeyen kimse mü’mindir. Bana ilim ehlinden birinin haber verdiğine göre, Muaz b. Cebel Hınıs şehrine geldiği zaman insanlar onun çevresine toplandılar. Bir genç ona, “Namaz kılan, oruç tutan, beyti hacceden, Allah yolunda cihadda bulunan, köle azad eden, zekâtını veren ve fakat Allah ve Resulünden şüphe eden kimse için ne dersin?” diye sordu. Muaz: “Onun için ateş vardır,” dedi. O genç: “Namaz kılmayan, oruç tutmayan beyti haccetmeyen, zekâtını vermeyen fakat Allah ve Resulüne inanan kimse için ne dersin?” diye sorunca, Muaz b. Cebel: “Onun için Allah’tan affedileceğini umar, azaba uğrayacağından da korkarım.” dedi. Bunun üzerine o genç: “Ey Abdurrahman’ın babası, şüphe ile amel fayda vermediği gibi, iman ile beraber herhangi bir şey de zarar vermez.” dedi ve çekip gitti. Muaz b. Cebel de “Bu vadide bu gençten daha bilgilisi yok,” dedi.

Ebû Hanife şöyle dedi:

-Mütecaviz kimselerle, küfürlerinden dolayı değil, haddi tecavüzlerinden dolayı savaş et. Âdil zümre ve zâlim sultanla beraber ol. Fakat mütecavizlerle beraber olma. Cemaat ehlinde fasit ve zalimler mevcut olsa bile, onların içinde sana yardımcı olacak salih insanlar da vardır. Eğer cemaat zâlimler ve mütecavizlerden teşekkül ediyorsa, onlardan ayrıl. Çünkü Allah “Allah’ın arzı geniş değil miydi? Hicret edeydiniz.”(en-Nisa,97), “Ey mü’min kullarım, benim arzım geniştir. Ancak bana kulluk edin,”(el-Ankebut,56)buyurmaktadır.

Ebû Hanife şöyle dedi:

-Bize Hammad’ın İbrahim’den, onun da İbnu Mes’ud’dan rivayet ettiğine göre (Allah hepsinden razı olsun) Hz. Peygamber şöyle buyurdu: “Bir yerde ma’siyetler zuhur edip onu değiştirmeye gücün yetmezse, oradan başka yere git, orada Rabbine kulluk et.” Ebû Hanife şöyle devam etti: Bana ilim ehlinden birinin Hz. Peygamber’in ashabından birisinden verdiği habere göre, Hz. Peygamber “Fitneden korktuğu yeri bırakıp, fitneden korkmadığı bir yere giden kimse için Allah yetmiş sıddîk ecri yazar.” (Bk. el-Buharî, el-Iman, 12; İbnu Mace, el-Fiten, 16.)buyurdu.

Ebû Hanife şöyle dedi:

-“Bilmiyorum, Rabbim semada mı yoksa arzda mıdır?” diyen kimse kâfir olur. Keza “Allah arş üzerindedir” diyen de; “Bilmiyorum, arş semada mı yoksa arzda mıdır?” diyen de böyledir.

Allah’a dua ederken yukarıya yönelinir, aşağıya değil. Çünkü aşağının rubûbiyet ve ulûhiyet vasfı ile ilgisi yoktur. Nitekim hadiste şöyle rivayet edilir: Bir adam Hz. Peygamber’e siyah bir cariye getirdi ve benim üzerime mü’min bir köle azad etmek vacip oldu. Bu kâfi midir? diye sordu. Hz. Peygamber de cariyeye “Sen mü’min misin?” diye sordu. Câriye de “Evet,” diye cevap verdi. Hz. Peygamber “Allah nerede?” diye sorunca, câriye semaya işaret etti. Bunun üzerine Peygamberimiz: “Bu câriye mü’mindir, azat et.” Buyurdu. (. Bk. Müslim, el-Mesacid, 33; Ebû Davud, es-Salat, 167.)

Ebû Hanife şöyle dedi:

-“Kabir azabını bilmem” diyen kimse, helake uğrayan Cehmiyye’dendir. Çünkü o, Allah’ın “Biz onları iki defa azaplandıracağız.”(et-Tevbe,101) -ki burada kabir azabı kastolunmaktadır- ve “Zâlimler, bundan başka azaba uğrayacaklar.” (et-Tur,47) -Yani kabir azabına çarptırılacaklardır- âyetlerini inkâr etmiş olur. Eğer ‘Ben âyete inanıyorum, fakat tefsir ve te’viline inanmıyorum.” derse kâfir olur. Çünkü Kur’ân’da, te’vili tenzilinin aynı olan âyetler vardır. Eğer bunu inkâr ederse kâfir olur.

Ebû Hanife şöyle dedi:

-Bana bir zat, el-Minhal b. Amr’dan. o da İbnu Abbas’tan rivayet etti: Hz. Peygamber: “Benim ümmetimin en şerlileri ben ateşte değil, cennette olacağım, diyenlerdir.”( Bu rivayetin kaynağını bulamadık.)buyurdu. Ebû Zübyan’dan bana rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber: “Ümmetimden müteelli olanların vay haline,” buyurdu. Müteellinin kim olduğu sorulunca: “Onlar, filan kimse cennette, filan kimse de cehennemdedir, diyenlerdir.” (Bk. el-Buhari, es-Sulh, 10.)buyurdu, Bana Nafi’nin ona da İbnu Ömer’in naklettiğine göre, Hz. Peygamber şöyle buyurdu: “Allah kıyamet günü aralarında hükmedinceye kadar, ümmetimin cennette veya cehennemde olduğunu söylemeyiniz.” (Bu hadisleri belirtilen lafızlarla bulamadık. Mâna ile rivayet edilmiş olması mümkündür) Bana Eban, ona da el-Hasen’in rivayet ettiğine göre Hz. Peygamber: “Allah şöyle buyuruyor: Kullarımı ben aralarında Kıyamet günü hükmedip, yerlerine göndermeden, siz cennet veya cehenneme göndermeyin.” (Bu hadisleri belirtilen lafızlarla bulamadık. Mâna ile   rivayet   edilmiş olması mümkündür.)

 dedi.

-Bana katilden ve onun arkasında namaz kılmaktan bahsedin, dedim. Ebû Hanife:

-Her takva sahibi ve günahkâr kimsenin peşinde namaz kılmak caizdir. Senin ecrin sana, onun günahı da kendisine aittir, dedi.

-İnsanlara kılıç ile karşı çıkan, çarpışan ve onlardan bir takım şeyler alanlardan bahsedin, dedim.

-Onlar çeşitli zümrelerdir, hepsi de cehennemdedir, dedi. Ve şöyle devam etti: Ebû Hüreyre (r. a.) Hz. Peygamber’in şöyle dediğini nakletti: “İsrailoğulları yetmiş iki fırkaya ayrıldı, benim ümmetim de yetmiş üç fırkaya ayrılacak. En büyük cemaat ötesinde hepsi ateştedir.” (Bk. et-Tirmizî, el-lman, 18; İbnu Mace, el-Fiten, 17, 18, 19; Ebû Davud, es-Sunne, 1.)Bana Hammad, İbrahim’den, o da İbnu Mes’ud’dan rivayet ettiğine göre Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Kim İslâm’da kötü bir şey ihdas ederse helak olur, bid’at çıkaran sapıklığa düşer, sapıklığa düşen de cehennemdedir.” (el-Buhari, el-İ’tisam, 5, 6.)

Bize Meymun’un, ona da İbnu Abbas’ın haber verdiğine göre Hz. Peygamber’e gelen birisi: “Ey Allah elçisi, bana öğret,” dedi. Peygamberimiz üç defa, “Git, Kur’ân öğren.” buyurdu. Dördüncü defasında da: “Hak, sevdiğinden de sevmediğinden de gelse kabul et. Kur’ân’ı öğren, onun yöneldiği tarafa yönel.” (Bk. İbnu Hanbel, V/386; Ebû Davud, el-Filen, 1.)buyurdu.

Bize Hammad, ona da İbrahim’in haber verdiğine göre, İbnu Mes’ud: “Şüphesiz en şerli şeyler sonradan ortaya konulanlardır. Her ihdas edilen şey, bid’at; her bid’at, dalalet, her dalalet de cehennemdedir.” derdi. Allah Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurmaktadır: “Ona hak yoldan uzak kalmayı, kötülükten sakınmayı ilham ile öğretti.”(eş-Şems,8) Keza, Allah Musa’ya: “Biz senden sonra kavmini imtihana uğrattık. Samirî de onları saptırdı.”(Taha,85)buyurmaktadır.

 

Kader Konusu Konusuna Ait Etiketler

Bu Konuyu Sosyal Medyada Paylaş

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz


Yukarı Çık